Hasan CANAT: UZAYAN KOL

Hasan CANAT

 

UZAYAN KOL

Bizim milletimizde hiç de azımsanmayacak düzeyde bir ayrıcalık tutkusu vardır. Belki de bu yüzden “bizden” olanı sıradanlaştırıyoruz, “bizden” olmayanı ise el üstünde tutmaya çalışıyoruz. Bunları düşünürken aklıma “uzayan kol bizden olsun” atasözü geldi. Aslında “büyüyen, atılım yapan, ilerleyen bizden olsun” anlamında söylenen olumlu bir sözdür. Fakat ortada herhangi bir büyüme, atılım veya ilerleme yok. Maalesef saplantı haline gelen ayrıcalık tutkusu ayrımcılığı ve eyyamcılığı da beraberinde getiriyor.

Bir de “beşinci kol” diye bilinen siyasi bir terim var. Bu terim propaganda çalışmalarından farklı olarak fiili anlamda ele geçirilemeyen kitlelere veya ülkelere karşı yapılan casusluk, sabotaj ve istihbarat hareketlerini ifade ediyor. 1936-1939 yılları arasında İspanya’daki iç savaş döneminde İspanyol darbeci diktatör Fransisco Franco’nun ilk defa söylediği “beşinci kol” sözünden yola çıkarak ben de “uzayan kol” sandığınız kişilerin ve kurumların nasıl “beşinci kol” durumuna düştüğünü elimden geldiğince anlatayım.

Biz dağlarımıza, taşlarımıza, doğal zenginliklerimize yeterince sahip çıkmadık. Hatta dini, milli ve ailevi değerlerimizi bile istismar ettik. Tüketmekten ve eğlenmekten başka bir şey düşünmeyen bir toplum olduk. Yan gelip yatmayı çok iyi biliyoruz. Fakat iş üretmeye, emek vermeye, sabretmeye gelince yan çiziyoruz. Sizce de görevimize, mesleğimize ve fıtratımıza ihanet etmiyor muyuz? Mesela etrafınızda “o asla yalan söylemez, kesinlikle harama el uzatmaz, kul hakkı yemez” diyerek güvenebileceğiniz kaç insan kaldı?

Bakıyorum, birileri halen etik değil de, etiket peşinde koşuyor. Lafa gelince mangalda kül bırakmayan tipler icraata gelince bir anda ortadan kayboluyorlar. Her konuda duyar kasarlar ama eğitimde, ticarette, siyasette, medyada ve sanatta ne kadar köreldiğimizi anlayamazlar. Olur olmadık insanların elinde heba olan gazeteleri, televizyonları, kültür-sanat kurumlarını size daha nasıl anlatayım? Siz sanatınıza sahip çıkmazsanız başkaları sizin sanatınıza musallat olur ve sanatınız başkalarının “beşinci kol” faaliyeti durumuna düşer.

Sanat, bir konuya farklı açılardan bakabilmektir. Konuşarak veya yazarak aktarılamayan olguları bir filmle, bir resimle, bir müzikle veya bir öyküyle, daha doğrusu farklı bir bakış açısıyla insanların beğenisine sunarsınız. Bu anlamda sanat bir nevi üçüncü göz gibidir. Ancak günümüzde sanat “beşinci kol” olarak kullanılıyor. “Uzayan kol bizden olsun” diye diye güya “bizden” uzayan kollar başkalarının uzantısı oldu, yetenekler köreldi, “aman muhaliflerle kötü olmayalım” endişesi arttı. “Kapı kapı gezmeye var mıyız?” dediğiniz adamların hangi kapılarda gezdiğini anlatmaya dilim varmıyor.

“Beyler, ülke yönetiyoruz ülke, millet yönetiyoruz millet” çizgisinden bu çizgiye nasıl geldik? “Sanat camiası” diye anılan güruhun yüksek bütçelerle topluma ahlaksızlık empoze ettiği yapımlar yıllardır televizyonlarda izleniyor. Satın alınabilen insanların sanatı nasıl iğdiş ettiği ayan beyan ortada… Çünkü Allah korkusu olmayan insanları herkes kullanır. Dinsiz adamlar dini filmler çekiyor, tarihimize küfreden adamlar tarihi filmler çekiyor. Gezi Parkı’na giden ünlülerin hangi filmlerde başrolde oynadığını benden daha iyi biliyorsunuzdur.

Allah’tan korkmayanların İsrail’den korktuğuna da şahit olduk. Farkında mısınız, tutarsız bir ezikliğe şahit oluyoruz. İslam âlemi Filistin’deki zulme engel olamıyor. Dünyadaki Filistin eylemlerini de yüzde yüz samimi bulmuyorum. Ne malum, eylemlerden sonra Yahudilerin mallarını satın almadıkları, onların şirketlerinde çalışmadıkları… Görüntüye ne çabuk aldanıyoruz? Gazze konusundaki korkaklık adeta damarlarımıza sirayet etmiş, yüreğimizden cesaret alınmış. Devlet kisvesi altında katliam yapan İsrail’e karşı cihat yapamıyoruz.

15 Temmuz’un yıldönümündeyiz. Şehit Astsubay Ömer Halisdemir başta olmak üzere şehitlerimize Allah’tan sonsuz rahmetler diliyorum, gazilerimize hürmetlerimi sunuyorum. Hâlbuki 15 Temmuz gecesi nasıl da bir gecede milletimizin yüreğinden korku alınmıştı, Allah’tan başka kimseden korkmayanlar nasıl da şehit olmaya koşuyordu? Bu satırları yazarken öfkemi nasıl zaptettiğimi size anlatamam. 15 Temmuz amacına ulaştı, devlet kurumları zihnen işgal edildi. Bunu söylemek istemezdim ama maalesef durum bundan ibaret… “Uzayan kol bizden olsun” demeden önce dinimize, ahlakımıza, vatanımıza ve bayrağımıza uzanan elleri kırmazsak her dönem o uzanan elleri birileri öper ve mutlu mesut (!) yaşayıp giderler bu yalan dünyadan…

Tuzu kuru gafillerin “keşke bir kere daha 15 Temmuz yaşansa” diye hayaller kurduklarını tahmin edebiliyorum. Ne mi olacak? Tankın üstüne çıkıp poz verecekler, onu da ofislerinin duvarına asacaklar, sosyal medyada profil resmi yapacaklar, sırf makam kapmak için yalakalık yaptıkları kişi hakkında “yolun yolumuzdur” diyecekler. Böylece bir dönem daha aday gösterilecekler, akrabaları da devlet kurumlarında hak etmedikleri makamlara yerleştirilecek. Peki, mahşerde Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in yüzüne bakarken hiç mi utanmayacaklar?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunlarda İlginizi Çekebilir