Yelda Karataş

RÖPORTAJ- Şair-Yazar Yelda KARATAŞ ile röportaj

113 views
27 mins read

YELDA KARATAŞ KİMDİR?

Şair ve yazar. 14 Ocak 1954, Zonguldak doğumlu. İlkokulu Zonguldak’ta tamamladı. İstanbul Kız Lisesinde yatılı öğrenci olarak okudu. Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulunu bitirdikten sonra bir süre radyolarda çalıştı, Hür FM’de bir yıl boyunca “Şairler Korsandır” programını hazırladı. Bir süre de santral memurluğu ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde kütüphane şefliği yaptı. 1986’dan itibaren reklamcılıkla uğraştı.

Önceleri reklam yazarı olarak çalışan Yelda Karataş, yirmi yıllık süreçte Yaratıcı Yönetmenliğe yükselmiştir. Kristal Elma ve Başarı Ödüllerine sahip olmuş, şarkı sözü yazarlığı yapmıştır.

Yelda Karataş, Bahçeşehir Üniversitesi Kariyer Merkezinde eğitim danışmanı, Deulcom International’da öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazın hayatına şiirle başlayan Yelda Karataş, şarkı sözü ve deneme de yazmıştır. Yazı ve şiirleri 1970’li yıllardan itibaren Sanat Emeği, Varlık, Hayalet Gemi, Adam Sanat ve Şiir Atı dergilerinde yayımlandı.

İlk şiir kitabı Ürperme ile 1996 Orhon Murat Arıburnu Şiir Dosyası Ödülünü, ikinci kitabı Alacaaydınlık ile de 1998 Dünya Globus Şiir Ödülü ve 1988 Dünya Gazetesi Kitap Eki Şiir Ödülünü aldı. Sezen Aksu’nun iki albümüne (Deli Kızın Türküsü, Işık Doğudan Yükselir) birlikte şarkı sözleri yazdı. Reklam Yazarları Derneği üyesidir.

ESERLERİ

Şiir:  Ürperme (1996), Alacaaydınlık (1999), Enel Aşk (2001), Şahdamar Şahdemar (Kürtçeye çev. Kemal Burkay, 2008), Sabır Masalı (2012), Ten Divane (2015), Büyüyünce Dansöz Olucam (2017), Hüznün Kısa Tarihi (2019), Ey Aşk Hevesten Yarattım Seni, Bir Kadının Kaleminden Şems ve Mevlana.

Öykü: İstanbul Bir Dişi Orospu (2007), Hüzün Suretleri (2008), Safran Çiçeği (2012), 2014), Fırat’ın Vefası Dicle’nin Çığlığı (2017).

Günlük: Umut Günlükleri (2017).

ÖDÜLLERİ:

İlk şiir kitabı “Ürperme” ile “Orhon Murat Arıburnu Siir Ödülü”nü, ikinci kitabı “Alacaydınlık” ile “Dünya Globus Şiir Ödülü”nü kazandı. Ayrıca 2007 Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli Anma Şenlikleri Öykü Birincilik Ödülü ile 2007 Uluslararası 10. Mainichi Haiku Yarışması Büyük Ödülü’nü almıştır.

YELDA KARATAŞ İÇİN NE DEDİLER?

“Yelda Karataş, şiir yazan bir nicel kalabalıktan sıyrılarak öne çıkan yapıtlarıyla şiirinin imgesel örgüsü güçlü kadın şairlerin başında yer alıyor.

Şiirimizin öykünmelerle giderek bir homojenleşmeye teslim edildiği 90’lı yıllardan itibaren kendi şiirini başarıyla inşa eden Yelda Karataş’ı okumak, hüznün buğusunun kalbimizin camlarına vurması gibi…

“Masallara inandığımız kadar aşka inanan ve aşkın yurdunu kalbine ve dizelere çizen” Yelda Karataş’ın “Ten Divan’e”sini okurken de kullandığı imge yoğunluklu, özenli ve yalın dile bir kez daha hayranlık duydum.

Şiirin gündelik hayattan giderek kovulduğu, gündelik konuşma dilinin şiir namına dolaşıma sokulduğu şu dönemde dizelerin haysiyetinden caymayarak sıkı şiirler yazmayı sürdüren Yelda Karataş’ı içtenlikle kutluyorum…” (Yılmaz Odabaşı)


“Yelda Karataş’ın hikâyeleri bize tarihten süzülmüş bir şiir gibi geliyor. Yılların akışıyla bilgeleşmiş bir kadının sesi bu sanki. Ama sadece huzur dolu değil. Bu hikâyeler aynı zamanda derinlerden gelen bir çığlık. Belkide ardında bir şairin dokunuşu ve duyarlığı saklandığı içindir.” (Mario Levi)

HAKKINDA: Cezmi Ersöz / Söyleşi (Sombahar, sayı: 21-22, Ocak-Nisan 1994), Metin Fındıkçı / Uzak ve Uzun Gece (Cumhuriyet Kitap, 14.9.2000), TBE Ansiklopedisi (2001), Mehmet Çetin / Tanzimat’tan Günümüze Türk Şiiri Antolojisi (c. 3, 2002), İhsan Işık / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2004) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) – Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013). Yelda Karataş kitapları (sozcukitabevi.com.tr, kidega.com, kitapyurdu.com vd. 14.01.2021).

OKUYUCU NOTU: 10 öyküden oluşmuş bir öykü kitabı. Her hikayenin kendine has bir konusu vardı. Her hikaye de insana dokunan bir şeyler vardı. En çok etkilendiğim hikayeyse hiç şüphesiz Gecenin Sütü isimli ödülü olan hikayeydi. İlk 3 öykü birbirinin devamı şeklindeydi. Fıratın Vefası Diclenin Çığlığı ismi buradan geliyor. Bu hikaye biraz ürperticiydi. İşkenceler fareler falan. Kapaktaki resim de bu hikayeyle ilgili. Merak ettiyseniz okuyun derim. Kesinlikle vakit kaybı değildi. Bir de Ruhumuzu Kaldırın Göçük Altından isimli hikayede ağladım. Maden kazalarıyla ilgili bir hikayeydi. Annenin kendini feda etmesi ise duyguları son noktaya getiren şeydi. Okumanızı tavsiye ederim.

ŞAİR-YAZAR YELDA KARATAŞ İLE RÖPORTAJ

Mektup Edebiyat adına şair ve yazar Yelda Karataş ile röportaj yapan Çelebi ÖZTÜRK…

MEKTUP EDEBİYAT: Hocam, sizi yakından takip eden bir gazeteciyim. Şiirlerinizi ve yazılarınızı severek okuyorum. Öz geçmişinizle sizi kısaca tanıtmaya çalıştım ama asıl üzerinde durmak istediğim konu Yelda Karataş’ın edebi kişiliği… Bu kapsamda, Yelda Karataş şiir ve nesir yazarken nelerden etkileniyor, nelere dikkat ediyor?

YELDA KARATAŞ: Ben bir toplum bireyiyim. Dünyada olup bitmiş, olup biten ve olacak olan her şey beni ilgilendiriyor. İnsanlık tarihinin gelişimini üretim ilişkilerinin sağladığını düşünüyorum. Üretim biçimi ve üretim araçlarının mülkiyeti, tarihsel değişimlerde belirleyicidir. Tarih sınıf savaşları tarihidir. Tarih bilgisi yerine tarih bilincine inanırım. Tarihsel maddeci görüşle bakıyorum insanlık tarihine.

İdeolojim yani dünya görüşüm benim duyarlılığımı ve beni etkileyen olayları, nesneleri gün ışığına çıkarır.

Bu yüzyılda ideoloji sahibi olmak, burjuva ideolojisi tarafından sakıncalı ilan edildi. Ne tuhaf çelişki! Çünkü ideoloji tehlikeli bir alan, hele ‘Marksist’seniz. Dünya görüşü, ahlaki platforma indirilip neredeyse yasaklandı. “Bisiklet Hırsızları” örneğin, hırsızlığa çaresizliğin sebep olduğunu, insanın hırsızlığa hiç de meraklı olmadığı, çalma duygusuyla doğmadığı konusunda çok açık bir filmdir.

Toplumcu, gerçekçi bir sanatçı insana farklı bakar. Değişmez nitelikleri yoktur insanın. Genlerle gelen yetenekler de bir veridir. İnsanın doğduğu coğrafyaya göre gelişir ya da güdük kalır. Kimse hırsızlık yeteneği ile doğmaz. Çalmak, yalan söylemek… vb sonradan öğrenilir. Toplumsal bir canlı olarak, insanın antropolojik nitelikleri de beni çok heyecanlandırır. Nesnelerin ve olayların merkezine kendisini koyan insan, farkına varmadan eylemde kendini tanır. Sanatçı bunun bilincinde olmalıdır. Dostoyevski gibi büyük yazarlar bunu gösterir bize. İnsan yargılanmak için değil, anlaşılmak için vardır dünyada. Ama bunun da farkında değildir. Sevilesi bir dünyayı nefret ederek bırakırız çoğumuz. Yaralarımız büyüdükçe yazmaya ve yazarak var olmaya çalışırız. Ne kadar izin verirse hayat yani.

Ben bütün bunlara dikkat ederek çağımı anlamaya, çağdaş insana ve nesnelere dokunmaya çalışıyorum. Çok üzülmek, acı çekmek… gibi duygularımın temelini anlamaya bunu insanlarla paylaşmaya özen gösteriyorum.

Tarafsız değilim. İnsandan, çocuktan, kadından ve en önemlisi üretenden, emek verenden yanayım.

İnsanlığın aydınlık geleceği için, gelişenin ne olduğunu söylemekten yanayım. Hayatı kemirenleri bağışlamamaktan yanayım.

Yazarken insan soyuna ihanet edemem. Dünyaya aitim. Doğanın bir parçasıyım.
Neden burada olduğumuzun sorusuyla birlikte, burayı nasıl güzeltirizin (Güzeltmek bir çocuktan öğrendiğim bir kelime) peşindeyim.

MEKTUP EDEBİYAT: Türk toplumunun yapısı dikkate alındığında yazılarınızın aykırı olduğu görülüyor! Yatak, sevişme, erkek-kadın ilişkilerinde mahremiyet vs. gibi. Bir kadın şair-yazar olarak, başka yazarların açıkça ifade edemediği konuları yazılarınızda cesurca ifade etmeniz gözü karalık mı yoksa topluma karşı bir sorumluluk mu? Bu konudaki düşüncenizi merak ediyorum.

YELDA KARATAŞ: Ben her sorumlu insan gibi gözü karayım. Yüzyıllardır, tenimizi, arzularımızı erkek edebiyatı üzerinden tanıdık. Venüs’ün heykelini erkekler yaptı. Kadınların merkezde olduğu aryaları erkekler besteledi. Ve Tanrı Kadını Yarattı gibi filmleri erkekler çekti. Kadın ilk ötekidir. Rahmine düşen, özel mülkiyeti sürdürecek adamın dölü olmak zorunda. Özgürce sevişemedik biz. Ömrü boyunca kocası ne biliyorsa yatakta onu yaşayan on binlerce kadın var. Regl petlerinin tarihi daha dün gibi. Bulaşık, çamaşır makineleri yeni icat oldu. Kadın özellikle cinsel taleplerini ilettiğinde aşağılandı, kötü sayıldı. Hâlâ en akıllı sandığımız kadın ve erkeklerin gizli bilincinde bu iffetin taşıyıcısı kutsal kadın algısı dipdiri.

Venüs çırılçıplak ama içinden doğduğu midye gibi cinsel istek uyandırmayan beyaz tenli bir bakiredir. Gömlek gibi onu ilk defe pazardan satın alan kocası giyecektir. Artık ona nasıl bakar bilinmez. Ama eskiyip yaşlanınca gayri resmi metres müessesesi aracılığıyla yepyeni bir tane alacaktır. Bakmaya gücü vardır. Hele feodal toplumda sayısı sorulmaz kardeşim. Marks ve Engels Manifesto ’da komünistlerin aile düşmanlığı ile suçlanmasını yanıtlarken, hangi aile? Diye sorarlar. Zaten ahlaksızlığın kurumu olan o burjuva ahlakının sahip olduğu yalancı aile midir yıkılacak olan? O zaten yoktur ki…

Tıpkı gökte parlayan bazı yıldızlar gibi; orada değillerdir, sönmüşlerdir ama bize ışıkları hâlâ gelir. Ne büyük yanılgı. Zamanını doldurmuş bir üretim biçiminin yarattığı ilişkiler hâlâ iki yüzlülükle sürer.

Kadına yüklenen erdem sahteliği de bu boyalardan biridir. Aslında çiçekler çoktan kaktüse dönmüştür ama kadın çiçek sanmaya devam etsin, kapılar ona açılsın, çişe götürülsün umumi mekânlarda… bütün bunlar cilalı edepsizlik devrinin yüzkarası eylemlerdir. Kadını yatakta orgazm aracı olarak kullanan erkeğin kadına saygısı olabilir mi? Kadın, kendi bedeninin sahibi değildir yüzyıllardır. Amerika’da 1991 yılında evli kadınların kocası tarafından tecavüze uğrayabileceği kabul edildi. Bunu toplumun diğer yarısı erkeğe anlatmak, kadının da isteme hakkı olduğunu kabul ettirmek ve çaresiz kadının yatakta rol yaparak ömrünü geçirdiğini anlatmak bu kadar zorken, benim yazdıklarım ahlaksızlık oluyorsa, ben ahlaksız, gözü kara ve çağından sorumlu bir yazarım, kabul ediyorum. Birbirine saygısını yitirmiş kadın erkek ilişkisine neden saygı göstereyim?

Adam utanmadan “kadınlar da insandır” diyor. İnsanın bu cümleye, çok ağır küfür edesi geliyor, ama etmiyorum. Kendime saygım var.

MEKTUP EDEBİYAT: Şiirlerinizde ve yazılarınızda okuyucuya vermek istediğiniz mesaj nedir?

YELDA KARATAŞ: Sanatın bir mesaj vermek için üretildiğini düşünmüyorum. Sanat, sanatçının dünyayı algılama biçimini söyler. Sanat öğretici, eğitici değildir. Bunun için eğitim kurumları var. Sanat bir slogan metni de değildir. Bunun için siyasetçiler var. Ben dünyayı böyle görüyorum, der sanatçı, yargılamadan, anlamaya çalışarak. Tıpkı bir bilim adamı gibi gerçekliği sürekli görmeye çalışarak, yanlışın doğrusunu, doğrunun yanlışını kavrayarak. Bu mesaj verme isteği değil, Camus’un dediği gibi ‘dünyayı kendi hesabına yeniden kurmasıdır’ sanatçının. Siz sanatın kurduğu dünyada bir katil tanırsınız, onu anlamayı gösterirsiniz kendinize. Suç ve Ceza’da olduğu gibi. Anlamak, gerçeğin bilince vurması ile mümkündür. Sevdiğinizi de böyle anlarsınız. Yazar, bu bilincin, duyarlılığın kapılarını açar okuyucuya, sözcüklerle. Okuyucu buradan bir mesaj çıkarırsa o, onun bileceği iş.

MEKTUP EDEBİYAT: Şiirlerinizde okuyucunun kalbine dokunan garip bir hüzün var! Bunu, kâh açıkça, kâh gizli yansıtıyorsunuz. Yelda Karataş’ı buna iten nedir?

YELDA KARATAŞ: 21. Yüzyılın Türkiye’sinde, 70’li yaşlara varmak üzere olan üç ihtilal, onlarca ölüm ve acı görmüş bir insan nasıl olabilir ki. Her gün intihardan vazgeçerek yaşıyorum ben. Ciddi söylüyorum. Baksan dışardan dünyanın en neşeli kadınıyım. Biz acılarımızla oynatmamayı erken öğrendik.

MEKTUP EDEBİYAT: Eserlerinizde kullanılan kelime, dil ve anlatımda bir özen, bir hassasiyet hissediliyor. Bazı şair ve yazarların sözlükleri tarayarak kelime hazinelerini zengin göstermeye çalışmak için Arapça, Farsça vb. dilimize girmiş kelimelerle yazmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

YELDA KARATAŞ: Yazar, hele şiir de yazıyorsa, dilin yalvacıdır. Ana dilinden sorumludur. O dili geliştirmekten de. Şiir olmazsa edebiyat olmaz. Dil olmazsa da şiir. Hani dediği Sevgili Hulki’nin ‘yan yana gelmemiş sözcükler var daha.’

MEKTUP EDEBİYAT: Şiir ve yazılarınızda aşk, tutkunun üstüne çıkıyor; aşk öyle yüceliyor ki kadın adeta yüce bir varlığa dönüştürülüyor! Kadın şair olmanızın bunda bir etkisi var mı?

YELDA KARATAŞ: Neden bazı duyarlılıklar incelikler kadınlara ait olsun ki. Yazarın cinsiyeti vardır ama yapıt cinsiyetsizdir bana göre. Bir cinsiyetin ruhsal hallerinden durumundan söz etse bile. Kaldı ki cinsiyet ve cinsel eğilim benim için kişilik özelliği bile değildir. Durumdur. Ben heteroseksüel olduğumu söylediğimde pek bir şey söylemiş olmuyorum. Cinsel eğilimi farklı insanların da bu eğilim farkıyla başka türlü hissettiğini düşünmüyorum. Ayrılık hepimizin canını yakıyor. Aşk, tutku gibi duygular, cinsiyetler değil, sınıfsal durumlar üzerinden değerlendirilmelidir bence.

Şehvete kötü bakan koca koca insanlar gördüm. Şehvet şahanedir anlamında bir yazı yazdım. Bütün cinsiyetler dövecekti beni. İnsan cinsiyetsiz yaratıktır. Aşkı, tutkusu, şiiri hayattaki duruşu, algısı kadardır. Benimkinde hiçbir duyum, durum kalıcı değildir. Saç rengim gibi, modaya uymam, hissettiğim renge boyarım. Kime ve nasıl akarsa ruhum, onun da akışkanlığını arzulayarak, buluşurum ister bir şiirde ister bir yatakta. Bunun insan olmakla bir ilgisi var.

MEKTUP EDEBİYAT: İnternette yayınlanan şiirlerin Türk şiirine bir katkısının olduğunu düşünüyor musunuz?

YELDA KARATAŞ: Edebiyat ortamı bildiğiniz üzere pek iç açıcı değil, ama taşların arasından usul usul yeşil fidanlar yükseliyor. Ne güzel. Bu toprakların pek çok anadili var. Benim anadilim aynı zamanda resmi dil, Türkçe. Türkçe’ye hayranım. Bütün anadillere olduğu gibi. Ben dünyanın bütün ana dillerinden sorumluyum. Sümerce dahil. O nedenle her dilde, her dibe vurmanın bir sonu olduğunu hatırlatan yapıtlar okuyorum, çevirilere ulaşıyorum ve bu beni sevindiriyor.

MEKTUP EDEBİYAT: Şiir yazmak isteyenlere tavsiyeniz var mı?

YELDA KARATAŞ: Yaşamak yazmaktan önemlidir.

MEKTUP EDEBİYAT:  Yazdığınız için pişmanlık duyduğunuz bir eseriniz var mı? Varsa sizi bu düşünceye iten nedir?

YELDA KARATAŞ: Yok

MEKTUP EDEBİYAT: Üzerinde çalıştığınız yeni projeler var mı? Okuyucularımız için bilgi verir misiniz?

YELDA KARATAŞ: Bir roman yazıyorum. Bir şiir dosyası hazırlıyorum.

MEKTUP EDEBİYAT: Okuyan, yazan, inceleyen, araştıran ve sorgulayan bir insan olarak Yelda Karataş, evinde nasıl bir insandır?

YELDA KARATAŞ: Ben çok gezen biri olarak görülürüm. Ama değilim. Evi çok severim. Ama bir gece yarısı dolunayda denize girmeyi de çok severim. Yemek yapmayı, yemeyi severim. Plak dinlerim. Müzik sürekli dinlerim. Sinemakoliğim. Köyde yaşıyorum. Oradaki dostlarla muhabbeti çok severim. Bir zeytin ağacım var ön bahçede bi tane de arka bahçede. Kapıdan çıkarken de bir üçüncü. Onlarla konuşmaya bayılırım. Bir dış kedim var. Verandamı ziyaret eden köpek ve kediler de var, yine yemek verdiğim.
Her Mayıs bahçemden geçen bir kaplumbağa var. Onu izlemeyi seviyorum.
Ev eşya dolu. Yerlerini sürekli değiştiririm. Kitaplarım var, okumaya doyamadığım. İnsanlarım var, öpmeye doyamadığım.

MEKTUP EDEBİYAT: Hocam, vakit ayırıp bu güzel söyleşiye katıldığınız için çok teşekkür ediyorum.